top of page

Create Your First Project

Start adding your projects to your portfolio. Click on "Manage Projects" to get started

ateş, kan ve çığlık

short story, turkish

2020

… SİLAHLI SALDIRIYA UĞRADI
gazeteler
sütunlar
iktidarlar
manşetler
durmadan akan kan,
oluk oluk.
gazeteler cinayet haberlerini yazar durur
silahlar sokaklarında,
cinayet kapında,
bir çay içmek istersin köşende.
gidebilecek misin?
bir sokağı daha ÖLMEDEN geçebilecek misin?
başlık atar:
meydanlarda katliam ve kan durmayacak mı?
7 veya, şanslıysa eğer, 6. sayfaya çıkar
bir sütunluk köşe yazısı
11 punto
yarım sayfa reklam
bir parti logosu
bir partinin daha logosu
birkaç meçhul yolsuzluk haberi
-her gün olduğu cinsten-
yanında birkaç köşe yazısı
iktidarmış, muhalefetmiş,
azınlıkmış, çoğunlukmuş.
bir sütunluk köşe yazısı,
Emrah’ın bir sütunluk köşe yazısı
11 punto
birkaç emekli okur bir ihtimal
birkaç lira girer belki Emrah’ın cebine
bir somun ekmek alabilir belki
yarın sabah
belki bir miktar zeytinyağı.
biraz kenara ayırması lazım gelir elbette
otobüse binilecek daha,
işe gidilecek.
benzin kaç lira?
daha da önemlisi: bulunur mu ki?
çok da takmamak lazım.
araba da yok ki.
işe gidilecek ama.
sabah 7’de çalacak saat.
sabah 7.30’ta koyulacak Emrah yola.
kalabalıklardan sıyrılıp otobüsten iner bir şekilde.
işe varacak.
karanlık bir ofis,
sigara dumanı,
sigara dumanı,
sigara dumanı.
sararmış kâğıt yığınları.
tükenmiş kalemler.
soğan, ekmek, su.
buruşuk gömleklere bağlı sökük kravatlar,
buruşuk gömleklerin içinde asık suratlar.
Emrah Bey, müdür bey sizi ofisine bekliyor.
kapı tıklatılır,
hafifçe.
Ha! Emrah. Sen mi geldin? Buyur buyur.
Şimdi, Emrah, senin köşede şey yazmışsın diyorlar…
Biliyorsun bunlar tepedekilere ters.
Kapatırlar valla gazeteyi, Emrah.
Sen en iyisi bunları yazma. Tamam?
her gün gençler ölüyor ama değil mi?
nasıl yazmayacaksın bu olanları?
nasıl fikrini
ama en çok inandığın
ama seni uyutmayan
fikrini duyurmayacaksın?
nasıl olmadığın biri olacaksın?
nasıl susup oturacaksın?
beş parasızlık almış başını gitmiş, değil mi?
kahpe dünya sana sırtını dönmüş, değil mi?
şimdi bir de inandığın değerlerden vazgeç deniliyor.
ah…
Emrah, başını sallayıp çıkar odadan.
fırtınalar değil mi şu insanı içten içe silip süpüren?
sene 1977.
niye hâlâ bu orta çağ zihniyeti, diye sorar Emrah.
yazamaz.
niye bu yasaklar, diye sorar Emrah.
yazamaz.
maaş ne zaman yatar acaba, diye sorar Emrah.
yazamaz.
maaş yatar mı, diye sorar hatta.
yazamaz.
o gün Cumhuriyet köylüsünün şiire olan bakışını yazdı Emrah.
sonraki günün gazetesi,
sayfa 8.
kimse de okumadı.
ertesi gün renkli televizyonu yazdı Emrah.
sonraki günün gazetesi,
sayfa 7.
birkaç ihtiyar okudu.
olmuyor böyle, diye düşündü.
HÜKÜMET KENDİNİ KÜÇÜK DÜŞÜRMEYİ SEÇİYOR, yazdı sarı kağıda.
gazete ise şunu yazdı: [ ]
dayanılmaz.
istifa.
ortalık karardı.
Emrah,
bir elinde sigarası
bir elinde kalemiyle
pikapta çizik bir plak.
çalar durur.
Şöhretten bunalmış dilleri yazma
Kendi bahçendeki gülleri yazma
Haksız yere genç öldüren elleri yazma
Doğuda doktorsuz ölen kulları—
nisan da bitiyordu.
sahiden de hiçbir şey değişmiyordu.
bütün gün kitap okuyordu, Emrah.
edebiyat karın doyurur mu, diyordu bakkal.
doyurmaz, diyordu Emrah.
ama her şeyi değiştirebilir. iki soğan versene.
yarın yürüyüş olacakmış haberin var mı, dedi bakkal.
abi bir avuç da mercimek koyuver. ne yürüyüşü, dedi Emrah.
hani her sene oluyor ya… sen söyle adını.
hayırlısı. benim deftere yaz borcumu.
gidecek misin sen?
hadi kolay gelsin.
Emrah evine koştu.
dostlarının hediyesi bir Zenit vardı
rafta tozlanıp giden.
ona bir de bayat film buldu komşulardan.
küçük bir de defter aldı.
tükenmez kalem.
masaya dizdi her şeyi.
yarın unutmayayım, dedi.
bir de bir karton.
coca-cola kartonu.
başka karton yoktu çöpte.
bir de kırmızı boya.
bir de kalınca bir fırça.
okuduğu kitapları,
ve de okumadıklarını,
yazdığı köşe yazılarını,
ve de yazmadıklarını,
düşündüklerini,
ve de düşünmediklerini,
her şeyi tek bir cümlede yazdı o kartona.
büyük harflerle.
apartmanların ışıkları birer birer söndü.
Emrah ise o eski şarabı,
o sirke tadındaki şarabı içti.
bir deste sigarası vardı.
gün içinde sardığı.
hepsi bitti, ardı ardına.
bir zırhlı geçti sokaktan.
karanlık bir sis ve sessizlik kapladı.
lambalar söndü.
perdeler çekildi.
yatağa uzandı.
tavanı izliyordu.
tavan akıyordu.
kılıç kalemi kesiyor aslında, değil mi?
yazmak istedin, yazamadın.
istedin, önüne duvar ördüler.
yüksek bir merdivenden ittiler.
karanlık bir lağım çukuru.
uçurumdan baş aşağı düşme korkusu.
iki kanlı el.
boynunda iki kanlı el.
seni boğan arzu.
içten içe boğan dövüşmek arzusu.
uyku.
sabah olur,
milyonlar sokağa dökülür.
şarkılar, türküler, halaylar, halklar ve kadınlar.
gökyüzü mavi,
denizlerin mavisi.
Emrah, derin bir nefes alıp kapıdan çıkıyor.
uzayıp giden kaldırımlarda yürüdükçe yürüyor.
kaldırımlar uzuyor.
yürüdükçe düşünüyor.
yürüdükçe kendini buluyor.
kaldırımlar düşünüyor.
kaldırımlar yürüyor.
Emrah yürüyor.
Emrah düşünüyor.
Emrah meydana varıyor.
dev pankartlar, dev kalabalıklar, dev fikirler, dev ümitler.
marşlar, yankılanan marşlar, tüm ülkede yankılanan marşlar.
marşların peşlerinde ayak sesleri.
değişimin ayak sesleri.
yankı.
sloganlarla bezenmiş bir meydan.
milyon insan.
Emrah Zenit’iyle fotoğraf çekiyor.
kıpkırmızı fotoğraflar hem de.
fotoğraf çekiyor.
insanları,
şarkı söylemek haricinde bir suçu olmayan insanları hem de.
haykıran insanları.
daha iyi bir dünya için haykıran insanları.
Emrah da haykırıyor.
Emrah da istiyor.
Emrah vazgeçmiyor.
kalbinin derinliklerinden başlayan o ateşi tüm vücudunda,
bilhassa göğsünde ve boynunda hissediyor.
tüm renkler daha canlı görünüyor gözüne.
gelecek ise daha parlak. daha aydınlık.
günlerin bugün getirdiği
olağanüstü bir orkestra.
olağanüstü bir beste.
bazen de şef değişmeli.
hep bir ağızdan şarkı söylüyorlar,
hep bir ağızdan.
gün gelir
zorbalar kalmaz gider
şimşekler çakıyor,
bulutlar da kavgalı bugün.
sanki kapkara bir fırtına çökecek.
dağı aşıp geliyor, canavar.
dağ yutuluyor.
dağ kayboluyor.
şimşekler çakıyor.
bulutlar kavgalı, bulutlar kara.
bir sessizlik bu duyduğunuz.
çocukluk.
annesinin, yakasını kolaladığı bir pazar günü.
leğende yıkanmalar.
bir radyo.
TRT Ankara Radyosu iyi akşamlar diler.
sert bir düşüş bu.
en yakın arkadaşınla ilk kavga.
Emrah niye bu kadar bencilsin!
Emrah, ya! bırak! git!
ne uğruna?
lastik bir top.
ilkel bir dürtü.
kanayan bir diz.
babasız büyümek.
annesinin sigara dumanını ciğerlerine
ama ciğerlerinin en dibine değin çekmek.
dağ başında bir okulun yolunda çürüyüp gitmek.
aniden bastıran uyku.
tadını günden güne yitiren sokaklar.
ve bir daha oynanmamak üzere oynanmış bir saklambaç.
Türk Silahlı Kuvvetleri yönetime el koymuştur.
anne, idam ne demek?
gençlik.
ilk aşkı.
kanayan bir gül.
bir kaçamak.
mahallenin kuytu köşelerinde gizlice buluşmalar.
yıkılmaz tabular.
çekingen bir öpücük.
seni seviyorum.
ben…
zamansız bir son.
okullar.
ümit.
üniversite.
milyonluk şehrin yalnızlığı.
günahlarla yapılan mütevazı bir tanışma.
ilk yudum, boğazı yakan cinsten.
masa başında dostlarla geçirilen saatler.
saatler.
saatler.
bir uyuşukluk hali.
evet, zevk veriyor bu. acıtmıyor. unutturuyor.
düşsün suya yer yer erisin eski zamanlar
sarsın bizi akşamla şarap rengi dumanlar
parasızlık.
ardı arkası kesilmeyen parasızlık.
bir içki parası
bir de kitap.
günahsız sevapsız kitapsız parasız içkisiz tütünsüz kadınsız günahsız sevapsız müziksiz parasız
güneşsiz işsiz takatsiz dermansız fikirsiz ne zincirli ne zincirsiz günahsız sevapsız ağrısız acısız
ve de günahsız
ve de sevapsız
ve de ümitsiz.
oğul, hakkını helal et. eşhedü en la ilahe illa-
toprak.
bir kara delik.
dipsiz bir kuyu.
daima kanayan bir yara.
bir salgın hastalık.
asfaltta ölmüş çöl rengi bir sıçan.
toprak.
ölümden öteye köy yok ya.
unutulur gider.
herkes unutulur.
var olmak 100 yıllık bir eylemdir.
sonra iş hayatı.
işsizlik hayatı.
parasızlık.
sigarasızlık.
sonsuz gökyüzü denizinde çarpışan iki uçak.
ilk büyük aşk.
gerçek dedikleri türden.
üç kuruş tasarrufla alınan bir hediye.
ne vakit bir yaşamak düşünsem
bu kurtlar sofrasında belki zor
ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
ne vakit bir yaşamak düşünsem
sus deyip adınla başlıyorum
içim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
hayır başka türlü olmayacak
ben sana mecburum, bilemezsin
şiirden ve politikadan anlamayan bir kadın.
son dakika: uçak kazasında iki kişilik mürettabat—
meyhaneleri mesken belleyen bir silüet.
bir tabak çürük meyve.
yanında acı suyla tatsız bir içki
o defter bir daha konuşulmamak üzere kapandı.
isimsiz bir gazetede,
isimsiz bir köşe yazarı.
okunmayan köşe yazıları okunmayan köşe yazıları okunmayan köşe yazıları okunmayan köşe yazıları okunmayan köşe yazıları okunmayan köşe yazıları okunmayan köşe yazıları okunmayan köşe yazıları okunmayan köşe yazıları okunmayan köşe yazıları okunmayan köşe yazıları okunmayan köşe yazıları okunmayan köşe yazıları okunmayan köşe yazıları okunmayan köşe yazıları okunmayan köşe yazıları okunmayan köşe yazıları okunmayan köşe yazıları
daha da kötüsü basılmayan köşe yazıları
atılmak istenen manşetler
altıncı, yedinci sayfaya hatta gazete dışına itilen onlarca fikir.
fikir.
yalnızca fikir.
adam öldürenler hâlâ dışarıda ama.
düşünmek niye suç olsun ki can almanın yanında?
niye yalnız düşünenleri asıyorlar bu ülkede?
istifa etmiş,
destelerce kitabı bir çırpıda bitirivermişti.
tablasındaki destelerce sigarayı da.
kafasındaki destelerce soruyu da.
o gün, bayram günü,
o gün, en güzel gün olacak ümidiyle çıkmıştı kapıdan
ve öyleydi de.
şarkılar bitmiş,
yumruklar havaya kalkarken bağırmak istedi Emrah:
KAHROLS—
hep
bir
ağızdan
türkü
söyleyip
hep
beraber
sulardan
çekmek
ağı…
kulakları sağır eden cinsten makineli tüfek sesleri,
kan ve ateş püsküren dev bir ejderha misali insanları avlıyor.
çürük dişleri ölüm kaplı bir timsahı andıran dev bir panzer,
kalabalığa dalıyor.
kalabalık bir balık sürüsü gibi.
kalabalık çaresiz.
türküler, sazlar, davullar yerlerini makineli tüfeklere bırakmış.
yaşamın tüm renkleri,
siyaha;
yaşam ise kendini,
bizzat ölüme
bırakmış.
yerlerde upuzun uzanmış cesetler.
bombalar.
boş mermi kovanları.
şarapnel parçaları.
kan.
sadece kan.
yalnızca kan.
pankartlar al kan ile bezenmişti.
evvel sessizlikti etrafı kuşatan,
yerini fırtınaya bırakmıştı.
ve Emrah’ın makinesi savrulmuştu bedeninden metrelerce öteye
ve Emrah savrulmuştu makinesinden metrelerce öteye
ve gözleri açık, yumruğu sıkı düşmüştü yere.
tüfekler, bombalar, panzerler ve çığlıklar sustuğunda
geriye kalan tek şey fikirleri ellerinden alınmış, bir kafese tıkılmış bir dizi insandı.
orada yiten yalnız Emrah değil, yalnız insan değil, her şeyden öte insandı.
ve sonra
gazeteler,
kanlı gazeteler
sütunlar,
sanki başka bir dilde yazılmış sütunlar
iktidarlar,
yıkık iktidarlar
manşetler,
değişmeyen manşetler:
ATEŞ, KAN VE ÇIĞLIK VARDI.





[1 Mayıs 1977 Katliamı’nda
hayatını kaybedenlere ithaf edilmiştir.]

Phone

123-456-7890

Email

Follow Me

© 2025 by solaroglu.

bottom of page