Create Your First Project
Start adding your projects to your portfolio. Click on "Manage Projects" to get started
acıyı da
short story, turkish
2023
insan doğar, büyür ve ölür. bu cümleyi okuyorum bir ilkokul fen kitabında. yahut ortaokul. artık ikisi de çok uzak bana. fakat, önemli değil. çünkü bu cümleyi şu an tekrar okuyorum. anlamı değişiyor zihnimdeki. bana bir taraftan da yanlış, bir ihtimal de bir miktar eksik geliyor. hayır diyorum kendi kendime. belki de başka türlü olmalı. niye? her canlı elbet ölümü tattığı gibi acıyı da tadacaktır.
büyüyorum evet, anılar birbirine karışıyor. kim kimdi, kim bana kızmıştı. neyi başarmıştım, nerede ne hata yapmıştım. bir gün o serin ilkbahar sabahında hangi vapura binmiştim de o kızı görmüştüm terasında? sarışın mıydı ya da esmer miydi? ya da yüzü hangi yüzdü? kimdi? belki de gerçek değildi, gerçek değildi gerçek. ama hatırlıyorum sanki. son dakikasında yetişmiştim beyaz bir bisikletim vardı benimle her yere gelen, yokuş aşağı kendini bırakan, bundan hiç korkmayan. ama ben korkardım, düşmekten, frenden çıkan o tiz sağır edici sesten, yokuşun en ortasındayken bir sağanağın bastırmasından. en çok da arkana bakacaksın, biraz gözünü açacaksın da beni orada göreceksin diye korkardım. ve bana bakacaksın da ben terse döneceğim, hemen dinlediğim şarkıyı değiştireceğim, elim ayağıma dolanacak, seni hatırlatan bir şarkı çalacak da geçemeyeceğim. bu saygısızlığı yapamayacağım ve de yapmayacağım. korkuyorum bir de, bir de anlamadığım dillerin anlamadığım şarkılarını anlayacağım da artık onları sevmeyeceğim. bundan çok korkuyorum. çok korkuyorum. korkuyorum.
şimdi, tam şimdi ölürsem. ne olacak? onca beklenti. benim benden beklediğim, onların benden beklediği. benden. benim. ben. ya ölürsem ben? tekrar hatırlıyorum, kendime tekrar etmekten yorulduğum o cümleyi. tekrar tekrar tekrar ediyorum kendime. mesele ölmekte değil hayır ideallerimizi gerçekleştiremeden ölmekte! ölmemem gerekiyor şu an. henüz değil. dikkat etmeliyim ama bu zemberekte dans etmek pek kolay değil. diyorum ya acıyla her şey, acıyla.
kendimle göz göze geldim. yalanlarım, o iğrenç mimiklerim, yapay hareketlerimle. kendimi yapmaktan alıkoymadığım o utanç kaynağı tüm davranışlarımı gördüm gözümün en iç yerinde. o gözü koparıp yere atacaktım. topuğumun en çamurlu yeri ile ezecektim. her şey bulanıklaşıyordu, tanıyamıyordum artık. ben artık o oluyordu. sen de o olmuştun bir zaman. herkes bir gün o olacaktı bunu biliyordum. ama ben o olmak için çok erkendi sanki. yalvarıyordum dursun her şey diye yalvarıyordum tekrar net olsun şu yerdeki desenleri görebileyim tüm o çarpıklıklarını o taşların arasına dolan tozu duvarlardaki saç tellerini havada uçuşup akciğerimin en dibine kaçıp orayı kendine mesken belleyecek tüm o ölü derileri ve hani beni yine bir gece ateşler içinde uyandıracak olan tüm o hastalıkları. o anda kapılar açılıyor, iğrenç robotik bir kadın sesi, bir şey söylüyor, noluyor telefonda mıyım? kiminle konuşuyorum? alo? alo! hayır, asansördeymişim, sırılsıklam olmuş şişman iğrenç bir adam solgun yüzüyle ve asmaktan asmaktan asmaktan büzüşmüş suratıyla ve hüznüyle ve ölü bedeninin ölü kollarıyla beni iterek dışarı atıyor kendini, tökezliyorum. yere düştüm sanıyorum. çünkü fayansı hissediyorum, ve de iki fayansın arasındaki o kanser edici macunu. yeri hissediyorum. ama sanki yer, böyle olmamalı. fayans sert olur, biliyorum. çünkü kaç kere düştüm üstüne okulda. ve ölmedim. kendi kendime gülüyorum, bu bir başarı. tam on birinci basamaktan atlamıştım çünkü aşağı. gülüyorum. anlıyorum anlıyorum burası sandığım yer değil, bir halıda yatıyorum. bir fetüs gibi. yukarıdan bir sinema kamerasının beni çektiğini hayal ediyorum, şu yaptığım iğrenç hareketlere bakar mısın? çok kötü ama çok kötü belki de en kötü aktörlerden bile kötü. midem bulanıyor. tamam, bitsin bu hokkabazlık! ne hokkabazlığı? bu kelime de nerede çıktı! evet halıdayım, bu halıyı tanıyorum. evet kapalı kapılar ardındayım, yine. herkes dışarıda birbirine yalan söylüyor. tam da kuş bakışı beş metre ötemde, bunca yalan söyleniyor. duymuyorum. duyuyorum. duymuyorum. duyuyorum.
savaşlar kazanıldı ve de savaşlar kaybedildi. iki at birbirini yedi. sen, o oldun. sen öldün. seni öldükten sonra nasıl gördüm? karşı kaldırımda şarkı söylüyordun, ben de senin söylediğin o aynı şarkıyı, o şarkıyı söylüyordum. ama gözlerini kaçıran sen oldun. tekrar öldün. öldüm. öldük. beni sen öldürdün. sen. o. hayır başlıyor yine şu cümle kendi kendine yankılanmaya sanki kafamın en içinde. insan doğar, büyür ve ölür. öyle olmamalı. öyle olmamalı demiştim. kendimden eminim bu sefer. ben en iyisini biliyorum! şöyle olmalı: insan acıyla doğar, acılarla büyür ve acıdan ölür!

